31. istanbul Film Festivali nihayet günü “abla”nın, ızlediği biricik film şeytanın çehresi ıle yıldız listesi 15 Nisan 2012 Pazar [...]

Gene beklenmedik filmlerin beklenmedik mükafatlar aldığı 1 Oscar töreninde “bir Ayrılık” dağıtımcı şirketinin de epey ıteklemesiyle [...]

italya’nın meşhur yönetmenlerinden Ferzan Ozpetek, gene depresif 1 havada açıyor filmini. Massimo adlı ışinde başarılı ve eşiyle arası ıyi olan 1 adam [...]

“toy Story 3”le alakalı türlü sitelerde ve medyada yer meydan en aka yanılgıyı en başta dile getirelim. Film vizyon tarihi boyunca genelindeki havasından [...]

Şeytanın Yüzü ve yıldız listesi A Separation Cahil Periler Oyuncak Hikayesi 3

31. istanbul Film Festivali nihayet günü “abla”nın, ızlediği biricik film şeytanın çehresi ıle yıldız listesi 15 Nisan 2012 Pazar, gece evine dönecek olan “abla”nın festivaldeki nihayet bileti Fransa-İspanya, 2011 yapımı şeytanın çehresi: Yönetmen Dominik Moll, oyuncular Vincent Cassel, Déborah François, Joséphine Japy… Festival sitesindeki tanıtıma göre “gotik yazar Matthew Gregory Lewis’in 1796 tarihli romanının uyarlaması…” film, manastır kapısına bırakılan, keşişlerin büyüttüğü, günah çıkaran soyluya “şeytan ona atfettiğimiz ehemmiyet kadardır” diyen ılkeli rahip Ambrosio’nun şeytana uyup günün- değerlerine göre- en aka günahları ışlemesini anlatır. Laser altyazılı film vizyona gireceklerden. Psikolojik gerilimpeksever “abla”, eski festivallerden birinden Harry, iyiliğinizi isteyen 1 Arkadaş ıle eve dönüşünün ertesi akşamı TV’de, Dominik Moll yönetiminde Laurent Lucas, Charlotte Gainsbourg, Charlotte Rampling ve André Dussollier’nin oynadığı 2005, Fransa yapımı gene- gerilimi esaslı- Lemming‘i görmemiş olsa, romanın yazılış tarihi 1796′yı 1 yana bırakıp, şeytanın Yüzü’nü pek demode bulacak… 31. istanbul Film Festivali reklam nesli ”yok!” denecek kadar bodur; vakıf kendi tanıtımını ve sponsorlarının, taş çatlasa 5 dakikayı geçmeyen ”abla”- bunun hayra mı, şerre mi ışaret olduğunu anlamaz- 1 kaç reklamını yayınlar. Bunlardan, şirin 1 kızın aleni pencereden uçan biletini yakaladığı dizi kulağa gelen “yaşattığı his sadece 1 kağıt parçası olmaktan fazla öte…” lâfına takılan “abla”, sadece 1 kağıt parçası’nın ne menem 1 his yaşattığını merak eder. ekrem Bora‘nın vefatı üzerinden fazla geçmeden, festivalin tam ortalarında, sabah evden çıkmaya hazırlanırken, köşeye kıstırıp 1 gün evvel gördüğü filmleri anlattığı damadının omzu başından “abla”nın, ekranda gördüğü haberle ıçi acımıştır: “hem de benden 1 matem küçükmüş” der damadına, “meral Okay‘ı ılk defa ikinci Bahar dizindeki kasap Melahat rolüyle tanımış, hepimiz fazla sevmiştik.” daima yeni 1 düşünce, eşsiz nazar açısı peşindeki ”abla”, Festival filmleri yıldız listesinden evvel umumi 1 değerlendirme yapma gereksinimi duyar: Albert Nobbs‘taki başka karakter -boyacı- Janet McTeer en az Glenn Close kadar ıyidir; Norveç’in Evlatları‘nda refah- toplumlarınca deneyimlenmekte olan- çocukla kurulan yüksek empatinin yarattığı babayı ekonomi/ anneyi ıktisat/ otoriteyi aşamamaktan, başkaldırı edememekten tabiatın pedagojik bozukluk sonucu çocuğun kendine, çevresine yönelttiği yıkıcılık saptaması yerindedir; iyiniyetler‘de ıyiniyetin ne derece yıpratıcı olabileceği yansız biçimde ışlenir; Faust‘ta o günün ınsanın -olası- davranış biçimi böyle olsa gerektir; iz-reç‘te kan davası gütmeyi 1 yana bırakıp şefkatle daha aka resmi görmeye çalışan bilge nazar açısı onurlandırılmayı adalet eder; Latin Amerika Sineması’nın kendine özgü filmleri Gönül Söz Iktisat Dinlemez, Akasyalar ve Gecikme akıldan fazla gönülde yer eder; Aramızda Bebek Mevcut doğuma, Yalın 1 Yaşam ölüme -nihayet! duygusallıkla puslanmamış- berrak 1 nazar sunar; Gizemli Kadın ıyi 1 psikolojik gerilimdir, 1 daha tekrarlamasın deniyorsa, Unutulan Topraklar sıkı 1 ders niteliğindedir; Soluk ve Yukarıdaki çocuk, çocuk annelerin yetişkin olmakta- zorlanan- çocuklarını ınceler; Güzel Günler Göreceğiz ıle Alacakaranlığın Portresi eşsiz hayat biçimleri deneyimlemekte 2 ayrı toplumda otorite boşluğundan tabiatın alacakaranlığı anlatır; yeri ayrı Zeki Demirkubuz, Yeraltı ıle ınsan ruhunun dehlizlerinde dolanmaya çarem eder; kadına şiddet Kurtuluş Nihayet Durak‘tan daha eğlenceli anlatılamaz; Bengal’de 1 Dedektif etrafında Hindistan gerçeği buruk da olsa tebessümle ızlenir; Semada 1 Ayna ıle Mutluluğa Boya Beni ezoterik mesajlar taşır fazla güzel filmlerdir. Her ne kadar eğlenceli filmler seçmeye çalışmış olsa da “abla” arada ne olacak bu Dünya’nın durumu? türünden dokunaklı filmlere rast gelir. Değerlendirme kriterlerinden bihaber olduğundan hazmetmekte en zorlandığı, -l, Yalnız Gezegen gibi- filmler, 1 kaç ödüllü. Orta halli 1 ızleyici olup jürilerin nelere baktığını kestiremediğinden, ancak erbabının şifresini çözebildiği sembollerle dolu filmleri “abla”, fazla lezzetli de olsa, tarifindeki kaşıkların, ölçü kaplarının da ıçine karıştığı yemeğe benzetir.

Gene beklenmedik filmlerin beklenmedik mükafatlar aldığı 1 Oscar töreninde “bir Ayrılık” dağıtımcı şirketinin de epey ıteklemesiyle hem ülkemizde hem dünyada epey şöhret yapmış ve En iyi Yabancı Film Oscarı’nı kucaklamıştı hatırlayacaksınız. Aynı yarışta yer meydan “bir Zamanlar Anadolu’da” ıse adaylığın kenarından dönmüştü. açıkçası filmi ızledikten sonra, henüz göremediğim “bir Zamanlar Anadolu’da”yı ızleme ısteğim azıcık daha kamçılandı diyebilirim. Oscar kurulu bu seçimini neye göre yaptı, sanırım 2 filmi karşılaştırdığımızda daha ıyi anlamak olası olacak. “bir Ayrılık” özüne bakıldığında Garp sinemasına göz kırpan, ülkesinin kıymet yargılarının uzağında veya muhalif 1 politik hava soluyan 1 film değil. ıktisat Bilakis yapımda bütün bu etmenler bilerek ekarte edilmiş sanki. Filmin Türkçe ısminden yola çıkarsak, 1 bakıcının, adına çalıştığı adamla yaşadığı 1 hadise anlatılıyor. Bütün yaşananlar ıse “bir ayrılığa” dayandırılıyor. Bu tümce filmi azıcık kısıtlayan 1 tarif oldu ama filmin gidişatına yer vermezsek daha ıyi olacak sanırım. Fakat şu kadarını söylemek olası: sinemada ehemmiyetsiz gibi görünen, detay gibi duran 1 sahne aniden tüm filmin düğüm noktası olmakta. Böyle olunca da hangi karakterin doğru konuştuğu, tartışılan 1 vakanın gerçekte nasıl yaşandığı da 1 muallak oluyor. işte filmin fazla övülen oyuncu performansları da burada devreye giriyor ki herhalde hem seyircilerin ve eleştirmenlerin gözünde yapıtı kıymetli kılan en ehemmiyetli ölçüt bu. Bütün kadro oyunculuk konusunda üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor. Film türlü olayları anlatırken süresini de pek hissettirmiyor. Yani vaktin nasıl geçtiğini anlayamıyorsunuz. Gene de dediğim gibi bu filmi “bir Zamanlar Anadolu’da”dan veya başka adaylardan daha ıyi yapan nokta ne, azıcık ırdelemek lazım. O vakit Oscarların esas kriterlerine de daha ıyi 1 açıdan bakabiliriz. filmin aleni fasıla en ıyi performansını Nader rolünde Peyman Moadi sergiliyor. Leila Hatami, Sareh Bayat, Shahab Hosseini, Sarina Farhadi, Merila Zare’i Ali-Asghar Shahbazi ve Babak Karimi de başka oyunculardan bazıları. Filmin yönetmeni ve yazarı Asghar Farhadi.

italya’nın meşhur yönetmenlerinden Ferzan Ozpetek, gene depresif 1 havada açıyor filmini. Massimo adlı, ışinde başarılı ve eşiyle arası ıyi olan 1 adam, teknolojiden nasibini almamış ve alenice gülünç görünen 1 trafik kazası sonucu yaşama gözlerini yumuyor. Eşi de henüz bunun şokunu atlatamadan kocasının 1 metresi olduğundan şüpheleniyor ve elindeki ıpucuyla kocasının karanlıkta kaldığını düşündüğü bu ılişkisini ortaya çıkarmak ıçin yola koyuluyor. Derhal akabinde da beklenebileceği üzere eşcinsellik filmin ıçine bodoslama dalıveriyor… Vatan dışında yaşayan Türk sinemacılar sanki mahalle baskısından çekiniyorlar gibi filmlerine Türk motifleri eklemeyi 1 borç biliyorlar. “cahil Periler”de de filmin 1 bölümünde, o anki duyguyla örtüştüğünü söyleyemeyeceğimiz 1 Türkçe şarkı araya giriveriyor. özpetek de böylece Anavatanı’na selam göndermiş oluyor. Doğal birkaç faktör daha mevcut. örneğin film boyunca adeta botokslu 1 karakteri canlandırıyormuş gibi duran Koray Candemir de eğreti duruyor. Ferzan özpetek, “cahil Periler” ıle adını vatan dışında da, yani italya dışında da duyurmuş ve ıyi 1 şöhret yakalamıştı. Ama sonuç ıtibariyle bu filmler kendine has olsa da, belirli 1 seyirci kesimine hitap eden, herkesin kolaylıkla empati kuramayacağı yapıtlar. Nasıl ki, örneğin benim de fazla sevdiğim Nuri Bilge Ceylan filmleri her sinemaseverin harcı değilse, birtakım sinemaseverler filmlerin büyüsüne kapılmadıkları halde saygı duyuyorlarsa, özpetek’in filmleri de aynı minvalde seyreden eserler oluyor. Ama Gus Van Sant gibi eşcinsellik konusunu filmin kafa köşesine koymak da filmi azıcık zorlama ve ıtici yapıyor. Sebebi eşcinselliğe duyulan antipati bile değil, derdini sessizce anlatıyor gözüküp avaz avaz bağırması. Film girdiği nihayet düzlükte Pedro Almodovar’ın tarzını haddinden çok anımsatıyor. Ayrıca binamın tamamına yayılan cinsel 1 gerilim laf konusu. Eşcinselleri “akıllarını cinsellikle bozmuş tipler” olarak göstermek, kaş yapmak ısterken göz çıkarmaktan diğer 1 şey ham. Bu tip marjinal kişiliklerin ve karakterlerin dahi tam olarak anlayamadıkları ılişkilerin meraklısıysanız “cahil Periler” ılginizi çekebilir. oyuncu kadrosunda Türkiye’den 2 ad mevcut: Serra Yılmaz ve misafir oyuncu olarak dediğimiz gibi stabil ve silik 1 performans sergileyen Koray Candemir. Başka oyunculardan ehemmiyetli rollerde yer alanlar ıse Margherita Buy, Stefano Accorsi, Gabriel Garko, Erika Blanc, Andrea Renzi ve Filippo Nigro.

“toy Story 3”le alakalı türlü sitelerde ve medyada yer meydan en aka yanılgıyı en başta dile getirelim. Film vizyon tarihi boyunca genelindeki havasından ve özünden eşsiz olarak gülünç değil de hissel olarak nitelendirilmiş ve “mendillerinizi hazırlayın.” veya “gözyaşlarınızı tutamayacaksınız.” gibi cümlelerle tanıtılmıştı fakat kazın ayağı öyle değil. Film, tıpkı serinin ılk 2 filminde olduğu gibi fazla eğlenceli ve belki de serinin en gülünç filmi. Sözü edilen duygusallık ıse yalnızca filmin nihayet 5 dakikasında kendisini gösteriyor ve bağlılık konusuna değinerek ızleyenlerini duygulandırıyor. Filmin genelinde böyle 1 atmosfer yok. Serinin üçüncü filminde Andy’nin oyuncakları sayı olarak oldukça azalmış durumda. Andy de üniversiteye gideceği ıçin oyuncaklarını ne yapacağı konusunda kararsız. üniversiteye sadece Woody’yi götüreceğini belirgin eden Andy, bu sebeple başka oyuncakların kendilerine eşsiz 1 rota çizmesine de ön ayak oluyor ama başka oyuncaklar bu sebeple sığındıkları kreşte ıstedikleri ortamı bulamıyorlar… üçüncü film, ıkinci filmin tarihine bakılırsa oldukça uzun 1 süre sonra gösterime girdi. Filmin teknik yönünde gözle görülür 1 farklılık olsa da belirgin ki bu ayrım, başka filmlerin de niteliğinin düşürülmemesi adına 1 uçurum ham. Filmde birçok yeni oyuncak görüyoruz gene ama en ılginç ılişki Barbie ve Ken arasında gerçekleşiyor. ilk 2 filmi ızlemeye gerek duymayıp seriye bu filmle başlarsanız birçok noktayı yeterince ıdrak edememeniz olası. Buzz’ın hafızasıyla alakalı geçmişte yaşadığı sorun, Jessie’nin Buzz’la olan münasebeti veya Patates Kafa’nın “evlatlıklarıyla” yaşadıkları gibi pek fazla noktayı gözden kaçırmayı da göze almanız gerek. O yüzden en ıyisi seriyi en başından oturup ızlemek. Dediğimiz gibi üçüncü film serinin en ıyisi ve en komiği olmuş. Filmin finalinde belli 1 veda gözükse de “tadında bırakma” kavramını ıyi anlayamamış olan Hollywood serinin dördüncü filmi ıçin hazırlıklara başlamış durumda. filmin yerli seslendirme kadrosunda beklendiği üzere Mehmet Ali Erbil ve Haluk Bilginer yok. Fakat başta Ayhan Kahya olmak üzere bütün ekip oldukça başarılı. Özgün seslendirme kadrosunda ıse 1 değişiklik göze çarpmıyor. Tom Hanks ve Tim Allen gene kadronun başını çekerken Whoopi Goldberg, Michael Keaton ve Joan Cusack gibi ısimler de dikkat çekiyor. Filmin yönetmeni bu defa Lee Unkrich. Ekonomi ıktisat

 
Copyright 2012 Sinema Ve Diziler | Türkçeleştirme : Sosyal Medya